Engin Amcam...

Engin Amcam...

Işık Kansu
12 Şubat 2017

Fotoğraflar yalnızca bir anı dondurur. Dondurduğuna inanmıyorum ben, yaşatıyor aslında.

Belgeliğimdeki bir fotoğrafın rengi, Ankara toprağının kendine özgü damarlı taşları gibi sararmış. Etlik’te, dedemin bağında çekilmiş. Babam, Arman amcam ve Engin amcam, çocukluğun engin bozkırından gülümsüyorlar bana. Tepelerinde Etiler’den kalma güneş. Bağ arabasını epeydir itiyor olmalılar, belli yorulmuşlar…


Yıllar sonra ben de binmiştim o küçük tahtadan yapılmış, tekerleği gıcırtılı küçük el arabasına…
O fotoğraf, iki komşunun, iki yakın dostun ve akrabanın çocuklarının fotoğrafı aynı zamanda.
Dedem ile İsmail Hakkı beyin eşleri kardeş, bağları birbirine sınır.
Dostlukları desen, devrimciliğin fırınında pişmiş. Ekmek kadar sıcak, kuruluşuna omuz verdikleri Cumhuriyet kadar taze…
Okuduklarımdan, anlatılanlardan öğrendiğim kadarıyla dedem ile İsmail Hakkı bey, kişilik olarak da birbirlerine benziyorlar:

Sorumluluk üstlenmekte ve atılım gerçekleştirmekte gözü pekler. Bilgili ve donanımlılar. Ama, o ölçüde alçakgönüllüler. Bürokrat değil, halkçı yanları ağır basıyor. Aydın anlamında önderler, ama önde görünmeyi sevmiyorlar. Yurda yararlı olacak, hizmet edecek iyi insanları seçmek ve yetiştirmek neredeyse yaşamlarının ana amacı olmuş…

Ve kimliklerinin en başat yanı: Dürüst ve ilkeliler. Eğilip bükülmüyor, rüzgârgülü olmuyorlar hiç…
İşte o iki Cumhuriyetçi insanın has çocuklarıdır babam ile Engin amcam.
İnsan, babası ve amcası konusunda nesnel olabilir mi?
Olamaz, ama duygusal yanı ağır bassa da, bildiğini söyler.

Engin amcamın yaşamı, hekimliği, üstlendiği görevler, kitapları, yazıları, çabaları gözümün önünden geçip giderken diyorum ki:
Kimi çocuklar, babalarının aynasıdır.
Engin amcam da öyledir: Tonguç babanın oğludur!

Şimdilerde, değil mumla, ışıldakla bile aransa bulunamayacak insanlardandır Engin amcam.
Neredeyse tümü yurt ve yurt insanı için örülmüş bir ömür düşünün.
Bir yanda bilgisizlik içinde çırpınan bir halk, öbür yanda bilisizliği her türlü çıkara dönüştürmede beceri sahibi kara yürekli cambazlar.
Aydınlanma için, sağaltım için edinilmiş tüm beceriler ise; bir hüzün, umarsızlık ve öfke tanıklığında soluksuz, tıkanır kalır.

Engin amcamın sağlam gözlemlere dayanan hekimlik anıları, bir yurtseverin ağıdı gibidir. Örneğin, “Sağlık Yazıları” adlı kitabında yer verdiği şu anı:

“Köylerde bizim en büyük hasmımız ihtiyar ninelerdir. Bunlar hurafelerin, batıl inanışların kuşaktan kuşağa aktarıcıdırlar. Yeniliğe, bilmediklerine kıyasıya düşmandırlar. Süt çocuğu yaz ishaline tutulmuştur, siz ‘Aman suyu kesmeyin” diye yakarırsınız, nine su verdirmez. Yaz ayları köylerin kenarlarında papatya tarlası gibi bitiveren küçük mezarlar, insanın içini paralar. Bu nineler yeni doğurmuş gelini boka oturturlar. Hiç tetanostan ölen insan gördünüz mü? Bilinç, sonuna kadar kaybolmaz. Bağıra bağıra, öleceğini bile bile gider taze gelin.

Kötü yere bastı, cin çarptı, iyi saatte olsunları kızdırdı. Hastalık böyle gelir insana. Kim demiş lâğımdan tifo geçti, sivrisinek sıtma getirdi diye. Soysunlar, hepsi muskalıdır. Muskanın ne çeşitleri var, üç köşelisi, dört köşelisi, meşin, teneke mahfazalısı.

İşte efendimiz köylünün sağlık durumu, sağlığına karşı tutumu kabataslak budur. Zavallı millet, zavallı Sağlık Bakanlığı!”
Engin amcamın dilinden, bir başka “zavallılık” öyküsü daha dinlemiştim.

Reşat Şemsettin Sirer, 1946’da Milli Eğitim Bakanı yapılır yapılmaz demiş ki:

“İsmail Hakkı Tonguç’un yaptıklarının ve Köy Enstitülerinin belini kıracağım.”

Sonrasını Engin amcam şöyle anlatmıştı:

“Yıl 1953’tü. Sirer, bir jiple Sivas’ın Göleriz köyüne giderken aracı virajı alamayarak uçuruma yuvarlandı. Sirer’in göğsü ezildi, beli kırıldı.
Babam o gün, Sirer’in ölüm haberini radyodaki ajans haberlerinden duymuş, bir süre susmuş, sonra da ‘Zavallı Reşat!’ demişti.”

Yıllardır zavallıların, Cumhuriyet kazanımlarının belini kırmak için yönettiği bir ülkedir Türkiye

Engin amcamın yaşamı boyunca tüm çabası, tıpkı Tonguç Baba gibi, zavallı milleti, zavallı cambazlıklardan kurtarmak olmuştur. Bu konuda sorumluluk yüklenmekten çekinmez Engin amcam. 1978’de üstlendiği SSK Genel Müdür Yardımcılığı böyle bir görevdir. Emeğin ve doğru olanın yanında iyi niyet ve üstün bir gayretle sürdürdüğü bu görevi de, bozuk düzen çarkları arasında ezilir.

Başta Sabahattin Eyüboğlu olmak üzere dostları, arkadaşları ile birlikte gece yarılarına kadar çalışarak çıkardığı İmece dergisi de Engin amcamın, yaşadıklarını düşüncenin tavına vurmasıdır bir anlamda.

Engin amcam, bu ülkenin yüz akıdır. Babası gibi…

etlika1fa

Etlik’te… Ayaktaki Ceyhun Atuf Kansu, bağ arabasında sağ başta oturan Engin Tonguç, sol başta oturan Arman Atuf Kansu
(Işık Kansu Belgeliği)

Related Articles

Köy Enstitüleri devrimi, geleceğe ışık tutmaya devam edecektir...

İsmail Hakkı Tonguç’un varsıl belgeliğini korumak, onun düşünsel kalıtını sürdürmek amacıyla kurulmuş olan vakfımız; gerek Köy Enstitüleri, gerekse eğitim alanında akademik düzeyde çalışmalar yapmakta, bu konulara eğilen akademisyen ve araştırmacılara destek olmakta, Köy Enstitüleri uygulaması ve düşüncesinin toplumda yeşerik kalması konusunda çaba harcamaktadır.